Aynadaki Münzevî
34 Takipçi | 0 Takip
10 07 2013

HAYDİ DÖN TEMLİHÂ

HAYDİ DÖN TEMLİHÂ |  görsel 1

 

 

"Yoksa sen Ashâb-ı Kehf’i ve rakîm'i şaşılacak âyetlerimizden mi sandın?"

(Kehf sûresi, Âyet/9)

 

 

Temlihâ,

Hatırla… Küçükken, ilk sizin isimlerinizi ezberletmişti anneannem bana. Her sabah, yirmi bir besmele okunmuş âyetli tastan içtiğim suyun efsûnları ruhumu berzâha savururken tanışmıştım ruhlarınızla… Minik parmaklarım ilk sizi saymaya başlamıştı çocukça bir heyecanla;

“Misilîna, Mekselîna, Temlihâ, Mernûş, Debernûş, Şazenûş, Kefeştatayyûş ve Kıtmîr!”

Rüyalarıma girerdiniz kimi zaman, çoğunlukla da Ramazan aylarında, pembe bulutlar üzerinde uçan ruhum, bin bir maceradan sonra ulaşırdı Encülüs Dağı’na, yanınıza… Bir mağaranın içinde sessizce uyuyordunuz kocaman taştan karyolalarınızda. Ben, daha çok korktuğum, ya da hasta olduğum zamanlarda yanınıza sokulup uyumak isterdim. Teslimiyet içinde açılan minik avuçlarım, isimlerinizi saydıktan sonra yakarırdı yüce Yaradanına;

“Mağara arkadaşlarının hatırı için, hastalığıma ve bütün hasta kullarına şifa ver Rabb’im!..”

Çocukluğumun hastalanarak geçen gecelerinin her nazlı sabahında, daha gözlerimi açmadan, ilkin fısıltı halinde, sonra çıngırak seslerini andıran bir isim tekrarlanırdı kulaklarımda;

“Temlihâ… Temlihâ… Temlihâ…”

Tâ ki gözlerimi açana dek başucumdaki hayâlin babam olduğunu sanırdım. Yatağımdan doğrulduğumda, az önce perdelerin arasından hışırtıyla sıyrılıp gidenin sen olduğunu anlardım. Fırlayıp koşardım pencereye ve;

“Temlihâ…” diye seslenirdim ardından bembeyaz bulutlara.  Sevgiyle el sallardım seni geri götüren bahar rüzgârlarına.  “Güle güle” derdim ardından... Güle güle Temlihâ… Lütfen yine gel hasta olduğumda…”

 

Temlihâ,

Hatırla... Yine kokun vardı, o sabah uyandığımda odamda. Ürperten bir gün ışığı vurmuştu masum talebe evimizin penceresinden yüzüme, usulca... Odamın duvarlarında gezinen bu esrarlı gölgeler de neyin nesiydi?  Bu koku... Tanımıştım sevgili o tarifsiz kokunu yıllar sonra... Üstelik daha gözlerimi açmadan başucumdakinin sen olduğunu anlamıştım. Nicedir başımızla büyüklerimizin şefkâtli elleri arasında ince bir kumaştan ayrılık vardı. Kızlarını diri diri toprağa gömen babalardan ne farkı vardı ki onların? Her gün bu utançla yaşamaktansa, her gün ölüp ölüp dirilmektense bir kere götürüp gömselerdi ya bizi topraklara! Efendimizden başka okşayan olmuyordu başımızı rüyalarımızda. Örtümüzle birlikte, nazlı lülelerimiz de polislerin acıtan, hoyrat avuçlarında kalıyordu tomarla. İşte, yıllar sonra yine kokunu duymuştum o sabah uyandığımda odamda. Çocukluğum, bütün masumiyeti ile çıkagelmişti zaman aynalarında. Hayret ve gözyaşları içinde seyrederken kendimi; ellerim on yaşındaydı, yüzüm on yaşındaydı yıllar sonra. Bütün gün, başımı ellerimin arasına alarak düşünmüştüm Dicle kıyılarında. Yine firar vardı, yine kaçış vardı Sevgili, sizden asırlar sonra da!  Bu firar, bu kaçış yakışır mıydı hiç okuma ve öğrenme sevdamıza? Kalem değil, yalnızca gül dikeni yarıkları vardı avuçlarımda!  Gözyaşları içinde koştum Dicle'nin kıyılarından kampüse kadar!..

 

“Temlihâ!.. Haydi, dön ve tut ellerimi yeniden! Haydi, dön, bıraktığınız yerde bekliyorum ya işte ben! Ey Allah’ın erleri!.. Misilîna, Mekselîna, Mernûr, Debernûş, Şazenûş, Kefeştatayyûş, Kıtmîr… Haydi, dönün lütfen! Dönün lütfen!..”

 

Temlihâ,

Hatırla… O sabah terminalde asırlık bir bilet vardı avuçlarımda. Kafesinde kuş gibi çırpınan yüreğim, yüreğinize ayarlı yeni bir hayatın başlangıcında... Otobüs yol alırken Kâf dağlarında, seher vaktiydi, nasıl gelmiştim bilemiyordum Encülüs Dağı'na, tâ asırlar sonra… İşte, mağaradaydım, yanında… Arkadaşların da oradaydı.  Kıtmîr uyuyordu mağara ağzında hâlâ.  Birdenbire uyanıp doğruldunuz taş karyolalarınızdan. Seni gördüm nihayet Temlihâ!  Sevgilim…. Vahyin tozları silkelenirken üzerlerinizden;

“Ne kadar durduk biz bu mağarada?” diye sormaya başladınız aranızda.

“Bir gün ya da bir günden daha fazla dedi arkadaşların.

Sen;

“Ne kadar durduğumuzu Rabbimiz daha iyi bilir” dedin.

Hepiniz nasıl da acıkmıştınız asırlarca uyuduktan sonra. İçinizden birinin, elinizdeki şu gümüş akçeyle şehre inip temiz ve helâl yiyecek hangisiyse alıp gelmesi gerekiyordu. Çoban Kefeştatayyûş;

“Ben giderim dedi, şehirde beni pek fazla tanıyan çıkmaz nasılsa!”

Sen itiraz ettin buna;

“Helâl yiyeceği nerede bulabileceğini bilemezsin sen!  Ayrıca çok kurnaz davranmamız lâzım ki, burada olduğumuzu kimse sezmesin!”

 

Arkadaşlarına sarılıp omzuna attın heybeni... Mağara ağzında son defa dönüp baktın arkadaşlarına mahzun bir elif misâli… Beni bırakıp nereye gidiyorsun Sevgili?  Ellerine geçerirlerse, ya taşlayarak öldürürler, ya da tekrar dinlerine döndürmek isterler seni! Lütfen gitme Temlihâ!.. Bir başıma ben ne yaparım buralarda? Haydi, dön ve tut ellerimi yeniden! Haydi, dön, asırlar sonra bıraktığın yerde bekliyorum seni ben! Haydi, dön lütfen! Dön lütfen...

 

Temlihâ,

Uyumak istiyorum sizinle tekrar bu mağarada. Uyumak istiyorum karanlık kundaklara sarılarak asırlarca. Bedenim, bu musallâ misâli soğuk ve ıslak taşlara uzandığında, boynumu bu kimsesizliğin yurdunda kıvırıp asırlarca sessiz ve dilsiz kalmak tek dileğim uykunuzda. Ne sevdiklerim, ne geçmişim ne de bir yarınım olsun istiyorum. Beni bu kaçışımda arkamdan destekleyecek hiç kimsem yok. Beni Efendimizin gül cemalinin görüldüğü uzak "Adn Cennet'inin" ötesine savuran tek kaçış tünelim sizin uykunuz. Lütfen uyanmayın!  Uyanmayın!  Uyuyun yeniden!  Mağaranıza sığınmış bedenimi uykunuzdan kovmak, bu hayattan kovulmaktan daha acı benim için! Temlihâ… Encülüs Dağı'ndan bir sabah bırakıp o kanlı, o katil şehre gitmek yakışır mı sana? Beni bu sonsuz hiçlikte, en masum rüyamda bırakıp gideceğinden ne kadar korkuyorum bir bilsen! Ya sen şehirden dönmeden uyanırsam?.. Bilemezsin!.. Damarlarımı yakan asırlık bir korkudur bu!.. Temlihâ!.. Nereye gidiyorsun? Beni bu çılgın devirde, ateşin ortasında bir başına mı bırakıyorsun? Beni sürgünlere mi gönderiyorsun? Nereye gidiyorsun Temlihâ? Bu gidiş yakışır mı hiç bizim sevdamıza? Haydi, dön ve tut ellerimi yeniden! Haydi, dön, bıraktığın yerde bekliyorum seni ben! Haydi, dön lütfen! Dön lütfen...

 

Temlihâ,

Gece iner, yüzyıllar geçer, binlerce yüz ve beden savrulur hiçlik tozlarına. Yeryüzünün hatıraları katmerleşir ve sessizce akar yerin maden damarlarında. Ben sana yeryüzünün bütün mesafelerini kat ederek gelmedim mi? Ben seni kelimelerin ruhu gibi sevmedim mi? Ben seni asırların posta kutularından gelecek müjdeli bir haber gibi beklemedim mi? Ben... Ben seni sevmedim mi? Ben de sizin gibi zalimlere karşı şahadet parmağımı göklere kaldırmadım mı? Umutsuzca ve hiçbir şey beklemeden, hayatımı sizler gibi şu dağın ardında bırakıp gelmedim mi? Daha mağaranızdaki uyku boşluğuna dalmadan, berzâhın salıncağında sallanmadan, beni bırakıp nereye gidiyorsun?  İşte yanınıza hicret ettim, bana destek olacak, sırtımı vereceğim hiç kimsem yok anlamıyor musun? Öyle cesaretsizim ki, karşınızda ancak iddiasız bir sığınmacı olabilirim. Mağaranızdaki uykunuza iltica etmek isteyen bir 'âhir zaman sürgünü'; çağın buz çöllerinde yapayalnız yol almaya çalışan bu yürek, olanları unutmak için sonsuz bir uykuyu bile böylesine büyük bir özlemle yana yakıla isteyebilirmiş meğer!  Zamanın kapı önlerine bırakılmış yaralı bir kuşum ben. Oysa... Oysa bir ibadet gibi yaşayacak tek sığınağımdı sonsuz uykunuz. Şimdi sen beni bırakıp gidiyorsun? Nereye gidiyorsun Temlihâ? Ne var orada? Ben oralardan kaçıp geldim zaten yanınıza! Ne değişti sanıyorsun asırlar sonra? Seni kıstıracakları zindanların soğuk zehrinden başka ne var? Neden bu uykuyu sonsuzluğa, özgürlüğe bir kapı olarak görmüyorsun? Bu gidiş yakışır mı hiç bizim sevdamıza? Haydi, dön ve tut ellerimi yeniden! Haydi, dön lütfen… Dön lütfen...

">http://Selena Gomez,Selena Gomez Resimleri, Hareketli Fotoğraf

Temlihâ…

O sabah otobüste birdenbire uyandığımda, sen yoktun yanımda. Yalnızca bir gün ışığı vardı kollarımda… Bir başınaydım ben yine Encülüs Dağı’nda, senden asırlarca sonra… Şimdi gitmemi istiyorsun, sonra günün birinde yeniden geri dönmemi. Beni o dipsiz mağaraya çekip sonra yeniden kayboluyorsun. İşte bu yüzden, uykudan ve asırlarca uyumaktan vazgeçiyorum Sevgili... Ama bil ki... Bil ki, seni sevmekten ve senin yolundan gitmekten asla vazgeçmeyeceğim! Mâdem ki ebediyen 'uyanık' ve 'diri' kalmamı istiyorsun, öyleyse beni uykulardan uyandır! Mâdem ki uyumamı istemiyorsun, şu hâlde 'dirilik' benim bu âlemde büründüğüm son 'kimliğim' olsun!.. Haydi, dön ve tut ellerimi yeniden! Haydi, dön, bıraktığın yerde bekliyorum seni ben… Haydi, dön lütfen… Dön lütfen… Dön... Dön lütfen... Temlihâ... Temlihâ... Temlihâ... Dön lütfen...

Saliha MALHUN

394
0
0
Yorum Yaz