Aynadaki Münzevî
34 Takipçi | 0 Takip
07 07 2013

KIYILARDA

KIYILARDA |  görsel 1

Şu denizleri yere bağlayan nedir ki dede? Su ki, ne biter yerde, ne de kökü var bir yerde? Ve zaten su konduğu kabın şeklini alır, tutulmaz ki hiçbir yerde… Ben bile anladım, bir su damlasından yaratılan ben, anladım ne kadar çırpınsam da, bir yerde tutunamayacağımı! Daha doğrusu tutunmak istemediğimi…

Bunu anladığımda ise, sadece biraz kederlendim, üzüldüm... Ama böyle olması gerekiyordu. Ben kıyıya varmayı hiç istemedim dede. Çünkü kıyıya varınca kederimi benden alacaklardı, hatta bir süre sonra ihanet etmemi bile isteyeceklerdi benden; fikrime, düşünceme, kendime bile… Kıyıya varınca, size bile ihanet etmemi isteyeceklerdi. Kıyıya varmayı istemedim, çünkü o denizlerde hâlâ siz vardınız.

Sizi bu denizlerde kaybettim ben. Sizi kaybetmemek için kollarımı açmış denize sarılıyorum her gece. Biliyorum ki siz, daha ben bu dünyada yokken beni seviyordunuz. Biliyorum ki bu denizler, ben daha dünyada yokken de vardı ve ben bu dünyadan gittikten sonra da var olmaya devam edecekler. Varlığımın ve yokluğumun sınırındaki bu kıyıda bekliyorum şimdi sizi. Çünkü siz, daha ben dünyada yokken benim yokluğumun yanındaydınız. Çünkü siz, daha ben doğmadan önce beni seviyordunuz biliyorum.


Bense… Bense bir mevsim aç, bir mevsim tok, bir mevsim sefil, bir mevsim denizlerin prensesi olmayı sizin için denedim. Sizden ayırmak için beni zorla kıyıdan uzaklaştırmak istediklerinde gözlerim kan ağladı, yaralarım acıyla kanadı. Görüyorlardı, biliyorlardı, açık açık beni sizden çalıp, kopardılar dede. İşte bu yüzden ben, sizden koparılan yanlarımı daha çok seviyorum şimdi. Beni sizin nefesinizin gezdiği o kıyıdan alıp caddelerin çamuruna attıklarında, o çamurdaki bir damla siyah balçıkta bana göz kırpdığınızı fark ettim. Ben, kanayan yanlarıma siyah balçık basmakta buluyorum şimdi teselliyi. Çünkü siz, daha ben bu dünyada yokken konuşmuştunuz kaybettiklerimi. İçimin ürperişleri bile sizin kontrolünüzdeydi…

Benim bu denizlerden ayrı bir varlık oluşum, bu hayattan ve bu hayattakileri kaybedeşimden daha ağır geliyor bana. Oysa tabiî olanı buymuş dede… Gitmeliymişim… Ayrılmalıymışım bu denizlerden. Hayatta yaşadığım en büyük çelişkim de bu belki de. Bu kıyılardan sürülmek en çok koyuyor bana. Ve en çok da bu denizlerde dolaşanların bunu doğrulaması incitti beni… Haksızlık ettiler bana dede! Beni bu kıyılardan atarak, sizden ve bu denizlerden ayrı bir varlık olduğumu söyleyerek haksızlık ettiler!..

Oysa bu kıyılardan uzaklaşmayı da çok denemiştim...Ben kıyıdan her uzaklaştığımda, caddelerde boğucu gezintilere çıktım. Nefes alamadım entel salonlarında. Kış günleri soğuk çeşmelerden abdest aldım, camilerin küçük pencerelerine sığınıp uyudum. Kaba, çirkin örtüler sardım çoğu gün başıma. Kıyıdan her uzaklaştığımda, tuzsuz oturdum her sofraya, gözyaşlarımı ekmeğime katık ettim. Kıyıdan her uzaklaştığımda, kirli sularda yıkadım yüzümü, bütün aynaları kırdım kırdım!..
Çünkü
Yoktunuz siz
Ben
Esen rüzgarlarda ezilmiş bir çiçek gibiydim
Kaldırımlarda…


***

Ben kıyıdan her uzaklaştığımda uzak kasabalara, kentlere yolculuk ettim dede. Üzerime sinmiş yosun ve deniz kokusunu duyup, kapılardan geçirdiler beni. Ben onlara sizi analttım hep. Ben onlara derisi yüzülen Nesimi'yi ve Hallac-ı Mansur’u anlattım. Mansur, hallacıyla her gece tararken ciğerlerimi, uzaktan bir hüzün meltemi duydum. Ben herkesten daha üzgün ve bencildim dede. Çünkü ben sizi herkesten daha çok seviyor ve özlüyordum. Çünkü biliyordum ki siz beni, daha ben doğmadan önce de seviyordunuz.


Her şeye rağmen dede, beni bu kıyılardan tutup atsalar da ben hayatımı gözlerinizin ışığından geçireceğim. Nerede ve nasıl yaşarsam yaşayayım, yüzümü hep size dönerek, hayalimde o denizlerdeki sandukalarınıza bakarak konuşacağım. Nerede durursam durayım, mutlaka beni göreceğiniz yerde oturacağım. Bütün varlığımla bana baktığınız o denizlerden bakacağım size gözümü her kapadığımda...

Bugün bir manifaturacıya girdim. Kendime kumaş aldım. Sonra yol boyu bütün insanlara baktım. Ne garip dede, insan ne tuhaf, bir yanımız kötü aslında. İnsan ne tuhaf dede, bal gibi farkında kimsesiz olduğunun. Bunu anlayınca beni kıyıdan kovalayanlara bile kızamıyorum artık dede. Yürüyorum caddede, öylece…

Ben, en çok da beni kıyıdan atanı sevdim. Kalktı beni hiç bilmediğim bu hayatın içine attı. Sizden kopardı. Ama ben yine de vazgeçmedim onu sevmekten dede. Eskisi gibi değil ama biraz küs, biraz buruk seviyorum onu şimdi. Yüreğimin tepesine çıkıp oradan bakıyorum ona, denize ve hayata… Sonra inip gidiyorum şehrin tozlu kayıp sokaklarına…

Artık denizlerden uzaktayım…
Kış günleri soğuk çeşmelerde abdest alacağım. Kaba örtüler takınacağım… Sonra, gizlilerde ağlayacağım… Uçan balıklardan ödünç aldığım kırık kanatlarıma pansuman yapacağım... Beni yine solgun sofalarda ağırlayacaklar. Onlara yedileri, üçleri anlatacağım… Sonra yüzümü sizin olduğunuz o denizlerin yönüne çevireceğim. Bakacağım bu hayata koca bir boşluğa bakar gibi… Çünkü ben hem denizleri, hem parayı hem de kedileri bir anda sevemem dede. Çünkü ben, şimdi hayatıma o siyah balçığın mor ışığında yeni başladım. Ne kadar acı çeksem de, vermem kimseye kederimi. Ne kadar acı çeksem de, bana bu kederi verenleri daima çok severim. Çünkü kederin içinde siz varsınız ya? Size baktığım yerde deniz olmasa da, ben yine bakarım oraya… Sizden başka kimsem yokki benim… Çünkü siz beni, daha ben bu dünyada yokken sevmiştiniz…
Oysa şimdi…
Yoksunuz siz…
Ben
Esen rüzgarlarda ezilmiş bir çiçek gibiyim
Kaldırımlarda.
Yalnızlık
Şimdi yanımda
Gidecek yerim yok
Seccademden başka
Kaldırımlarda...

Aynadaki Münzevîftp://youtu.be/aUxvI0dKfR8

53
0
0
Yorum Yaz